44,4607$% 0.28
51,2861€% 0.04
6.348,25%1,64
10.880,00%13,12
4.431,26%1,14
12.710,28%-0,13
3037357฿%-1.94107
10 Şubat 2026 Salı
Parasosyal
Sanki Bir Ayar Kaçtı !
KALP YANGINLARI GÖRÜLMEZ, KALP ÇIĞLIKLARI DUYULMAZ
Akrep ile Yay Komşuluğunda Dönüşüm: Marifetname’ye Göre “Ölüm ve Yeniden Doğuş” Mevsimi
🌙 Ramazan: Aç Kalmak mı, Uyanmak mı?
Mustafa KUL - SPOR VE SİYASETİN SOSYAL HAYATIMIZDA ETKİLERİ (SSS)
Hemen yanı başımızdaki insanlar hayatlarının en acı ve en hüzünlü gününü yaşarlar ama bizim haberimiz olmaz.
Büyük hayal kırıklıkları, nefsimizin hakaret, küçümseme ve benzeri nedenlerle ezilmesi vb…aklınıza zor ile ilgili ne geliyorsa bunları bir düşünün. Yakınlarınızın ölümlerini, ağır hastalıklara yakalanmasını, sevdiklerinizden ayrılmanızı, yalnızlık ve hasret içinde kavrulmanızı. Hele bir de içine kapanık bir insansanız, bunları hiç duyurmazsınız.
Görgü büyük bir ahlaktır. Görgülü davranın, hem de her zaman, her koşulda. İnsanları kalbinizle sarın, kucaklayın. İnsana hele zorluk içinde olan insana kalbinizi açmanız onu kalbinizle (sevgi ve anlayışla) kucaklamanız en değerli nimet gelecektir.
Her zaman sevgili olmaya, şefkatli davranmaya bakın. Merhamet ve anlayış sürekli yol arkadaşınız olsun. Görgülü demek bu değerlerle donanmak demektir. Göz kalbi göremez ama merhamet dolu bir kalp başka bir kalbi görebilir. Kalp gözü açık olmak demek bu demektir. Sadece iyi hasletlerle dolmuş bir kalp görür ve duyar. Ahlak hem görür hem de görünür.
Kur’an’ın dışında insan tarifi olanak almayın. “… onların kalpleri vardır onunla kavramazlar, gözleri vardır onunla görmezler, kulakları vardır onunla işitmezler. İşte bunlar hayvanlar gibidirler, hatta daha da bilinçsizdirler. İşte gafil olanlar bunlardır”(Araf/179) ayetini hatırla. İyiliğinle insanların kalplerine dokun, kötüden ve taş kalpliden mutlaka uzakta dur, Duyarlılığını kaybedersen bilinçsizlik girdabına düşersin!
Handan KARABULUT
Hepimiz gideceğiz bu dünyadan, kimimiz erken, kimimiz geç. Her gidiş arkada kalanlar için sevdiğini kaybedişin acısı, üzüntüsü, yaptıklarından veya yapamadıklarından dolayı pişmanlıklarla dolu olacaktır.
“Yeterince anlayamadım, gerekeni yapamadım, keşke onun için şunları, şunları şöyle yapsaydım, onunla daha çok vakit geçirseydim” diye ya da “baş belasının tekiydi, gittiği iyi oldu, ne çektirdi bize, kurtulduk” gibi bir sürü konuşmalar geçer gidenin ardından.
Gidenler ise ardından kim ne derse desin konuşulanlara artık cevap veremez. Amel defterini iyi ya da kötü olarak yaptıklarıyla doldurmuş olarak ayrılır dünyadan. Dünyada kazandığı şeylerin hiçbiri kendisine artık fayda sağlayamaz. Kendisine fayda sağlayacak tek şey yaptığı “Salih Amellerdir”. Yani Yüce Allah’ın razı olduğu hayırlı, faydalı, ıslah edici iyi işlerdir.
Bir kişi eğer iyilerden olmuş iyiliğin yayılmasına ve kötülüğün, zulmünde durmasına çalışmışsa adı iyiler hanesine yazılır. Tam tersi; kötü olmuş ve tüm çabasını kötülüğün yayılması için harcamışsa, iyiliği engellemişse kötüler hanesine yazılır.
Yüce Allah’ımız “Asr” suresinde aynen şöyle buyuruyor:
“….2. Kuşkusuz o insan kesinlikle hüsrandadır.
3. Ancak inananlar, sâlihâtı¹ yapanlar, hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler hariç.
Ayetten de anlaşılacağı üzere Ahirette mutlu son iyilerin, acı son ise kötülerin olacaktır.
İnsanların ölenleri iyi olarak anması elbette önemlidir ancak asıl önemli olan Yüce Allah’’ın huzurunda nasıl karşılanacağımızdır.
Birisi kendine yeterince mal bırakmayan akrabası öldüğünde ne kadar hayır sever, yardımsever olursa olsun arkasından kötü konuşabilir. Peki bu insan gerçekten kötü müdür?
Beraber olup insanları sömüren, malını mülkünü gasp eden iki hırsızdan biri ölse kankasını kaybettiği için diğeri arkasından ağıtlar yakabilir. Bu onu iyi insan yapar mı?
İnsanlar tarafından hayırla anılmak her mümin ve müminenin dileğidir. Ebediyete uğurladığımız yakınlarımızı, dostlarımızı, sevdiklerimizi bize ve başkalarına yaptıkları iyiliklerle hatırlayınca gönlümüz hüzünleniyor, gözlerimiz doluyor mu? İşte onlar gerçek iyilerdir ve gerçek kazananlardır.
Bizde yaptığımız her işte onları örnek almalıyız.
Kimlerin kırılan ümitlerini yeşerttik,
İnsanların dertleriyle ne kadar dertlendik,
İyi insan yetiştirmek için ne kadar gayret ettik,
Hangi kötüye ve kötülüğe engel olduk,
Kısas hakkımız varken affettik, hoş gördük, bağışladık,
Kaç kişinin akan gözyaşlarını silip yüreğine su serptik,
Kimlere kol kanat gerdik, evimizde, gönlümüzde ağırladık,
Kısacası;
KİME, NE KADAR FAYDAMIZ DOKUNDU…
İşte bizim insanlık kalitemiz budur.
Nasıl anılıp öte alemde nasıl karşılanacağımızın yanıtı da budur.
İbret yani ders çıkarmak güzel ahlaka kavuşmak amacıyla yapılacaksa başkalarına bakmak, başkalarını görmek en faydalı nimetlerden birisidir.
Hâkim yetenek alanları denince insanların aklına hemen bilgi ve beceriye dayalı konularda en başarılı olabileceği alanlar geliyor. Bu doğrudur fakat çok eksiktir. Duygu konusunda da nice hâkim yetenekler vardır. Mesela hastalıklar.
Tıp ve tıp ihtisas kitaplarında hastalık ile ilgili hem bilgi hem de resimler mevcuttur. Özellikle ekstrem (sıra dışı ve nadir görülen) örnekler her kitapta yer alır. Öylesine korkunç tablolar vardır ki bir kere gördüğünüzde artık ölene kadar o tabloları unutamazsınız. Sonuçta sizin bakmaya tahammül edemediğiniz o hastalıkları insanlar kendi bedenlerinde 24 saat aralıksız yaşıyorlar, hayatlarının bir parçası olmuş. Bu nasıl bir sabırdır? Bundan daha büyük sabır dersi olabilir mi? Bunların verdiği ders kadar etkili ve kalıcı bir ders olabilir mi?
Çoğu insan ise mesleklerinden şikâyet ediyor. Acaba bu insanlar bütün ömrü kanalizasyon çukurunda temizlik yapanlarla bir gün geçirse bir daha şikâyet etmek akıllarına gelir mi?
140 kilo olduğu halde doğru dürüst beslenemediğini söyleyen, tabelaya “açız” yazan insanlar var. Acaba ömrü boyunca bir çeşit darı olan tohumdan günde bir sefer ve az miktarda yiyerek ama ömür boyu başka bir çeşit yiyecek yemeyerek yaşayan insanları görse “açız” diyenler beslenemediğinden söz eder mi? Tabelaya açız diye yazar mı?
İbretler insanın kendine verilen nimetleri görmesi ve değerlendirmesi için çok büyük nimetlerdir. Başkalarına bakarken bunu hiç aklımızdan çıkarmamamız lazım.
Hakim yetenekleri azim ve gayret konusunda olan insanlar da var. Bu kişilere de örnek almak için mutlaka bakmalıyız.
1978 doğumlu bir tıp akademisyeni sadece nörolojinin belli alanlarında 100 ‘den fazla makale yazmış. Her biri bir kitap ve çok çok ciddi çalışmalar. Bu akıl almaz çabayı gören ve sözde kendisini okuyan, yazan, yetenekli ve çalışkan sayan insanlar bu çalışmaları görseler kendi gayretlerinden utanmazlar mı?
Ey insan! Silkelen ve kendine gel! Senin nefsini terbiye etmende ibretlerin yeri çok büyüktür. İbret nazarıyla bakmayı ve her ibreti güzel ahlaka çevirmeyi kendine ilke edin.
Unutma! Seni güzel ahlaka götürecek olan hayırlı işlerdeki gayretindir.
HANDAN KARABULUT
Merhaba Değerli okurlarımız;
Hangi peygamber büyük çileler çekmemiştir? Hangi peygamber bir değil, beş değil binlerce zalimden en ağır hakaretler duymamış, en zor durumlara düşürülmemiştir?
Biz insanlar sadece bir ya da birkaç insanın çiğliğine katlanamazken peygamberlerin yaşadığı akıl almaz sıkıntılar, zulümler onları öylesine etkilemiş ki “bittim” noktasına gelmişlerdir.
Bütün bu büyük sıkıntılara rağmen mutsuz peygamber var mıdır? Vereceğimiz cevap: “hayır” olacaktır.
Günümüzde memnuniyetsiz, doyumsuz, huzursuz mutsuz insan var mı? Pek çok. Yaşadıkları sorunlarda hemen çileden çıkan, depresyona giren, cinnet geçiren…ne ararsan var. Oysa ki dünya imtihan yeridir, acılarda olacak, sıkıntılarda, hayatını zindana çeviren kötü insanlarda.
Çektiğiniz çileden daha büyük ve kutsal bir davanız, amacınız varsa nasıl mutsuz olabilirsiniz ki?
Siz tam bir ihlas ile “niyet ettim Allah rızası için bir şey yapmaya” dersiniz de Allah’ın hizmetkarını bir insan nasıl çilesiyle mutsuz edebilir ki? Bir tarafta Allah var, diğer tarafta kötü bir insan.
Sonuç: Bir insanı gerçek anlamda yıpratan, mutsuz eden tek şey Allah rızasını içeren büyük ve sürekli bir davasının olmamasıdır.
Çözüm gayet basittir. Allah rızası için bir hedef belirle, sürekli olmak koşuluyla yapmaya devam et, sorun çözülmüş demektir.
Bütün bunlara rağmen yine de hiç acı, keder, hüzün olmayacak mı?
Kesinlikle olabilir fakat acılar geçici, huzur daima kalıcı olur.
YETER Kİ SENİN DAVAN SÜREKLİ OLSUN!
“Allah rızası davası” olanlar nasıl mutlu olur?
Bir insan sizin için bir şeyler yapmaya çalışıyorsa siz de ona bir ikramda bulunmaz mısınız? Elbette bulunursunuz. Yüce Allah kendisinin rızasını talep edene hiç ikramda bulunmaz mı hem de ikramı şanına layık olmaz mı? Elbette olur. Bu ikramın aslı daima nefsi doygunluk, huzur ve mutluluktur.
Nefis asla doymaz, onu sadece Yüce Allah doyurabilir. İşte bu insanlar çok çok az, basit, çok sıradan dünya nimetleriyle yetinebilirler çünkü zaten onları Yüce Allah doyurmuştur. “Onlar, iman edenler ve kalpleri Allah’ın zikri ile (vahyi ile) tatmin olanlardır. Kalpler, ancak Allah’ın zikri ile tatmin olur” ( Ra’d Suresi 28. Ayet).
Böyle insanları biz tanıyabilir miyiz?
Elbette tanıyabiliriz.
İşte onlara ait bazı özellikler şunlardır:
* Oldukça sade bir yaşamı seve seve tercih ederler.
* Hiç bir dünyevi hırsları yani şiddetli arzuları yoktur.
* Sıradan olan hiçbir şeyle sürekli olarak asla ilgilenmezler.
* Sevgi dolu insanlardır, kendilerini de iyi iseniz sizi de severler.
* Huzur ve barış içinde yaşamayı çok arzu ederler, asla kavgayı sevmezler.
* İhtiyaçların dışında maddiyata önem vermezler, asla lüks bir hayatları yoktur.
* İyi insanlarla beraber olmaktan müthiş bir haz alırlar,
* Çok kaliteli, çok az insan en büyük tercihleridir.
* Kendilerini geliştirmek, nefis terbiyesi yapmak vazgeçilmezleridir
*. Gece gündüz akıl, ahlak, ilim gibi yüce sıfatlı insani değerlerle ilgilenirler,
* Oldukça ince ruhludurlar, kaba davranışlar, kavga, menfaat çatışması, sahte davranışlar, olumsuz tavır ve davranışlar onları aşırı incitir.
Böyle insanlarda peygamberlerin yolunda giden mutlu insanlardır.
Yüce Allah’ın rahmeti, bereketi üzerimizden eksik olmasın.
Selam ve Dua ile.
İnsan yaşamadığı her şeyi zeka ve yetenekleriyle kavrar, çözer ama bir bilgi, uygulama ancak kişi onu yaşarsa tam olarak öğrenilebilir.
Son zamanlarda şu sözleri çok duyar olduk: Gençler bizi niye anlamıyor? Halbuki sormamız gereken soru şu: Ey filanca genç! Beni anlamanı istediğim konuda sende bir yaşanmışlık var mı? Yoksa neyi anlayacak?
İnsan nefsi önce yaşar, sonra öğrenir. Yaşamadan öğrendiği şeylerin bir değeri yoktur, kuru bilgiden öteye geçmez.
Nefis hangi konuda ne yaşamışsa o konuda anlar, terbiye olur, bilgi üretebilir. Örneğin zengin bir insan bolca hakaret işitiyor, bol bol nankörlük görüyor. Bu insan yumuşak davranmanın, değerli görülmenin kıymetini çok iyi anlamıştır.
Nefis sadece yaşadıklarını anlayabilir. Anlamak kadar buyük bir nimet olamaz, Yüce Allah zehirden şifa çıkarır. Akıllı insanda yaşadığı (çektiği) ahlaksızlıktan güzel ahlak çıkarır. Peygamberlerin hayatları zorluklarla, sıkıntılarla dolu, onun için yaşadıkları çağlarda güzel, azim, iyi ahlakın timsali olmuşlardır.
Çocuklarımıza “aman bir şey olmasın” diye çırpınıyoruz ama şunu asla unutmayalım. OLUMLU OLAN HER ŞEYİN KIYMETİNİ ANLAYABİLMEK İÇİN BİLE EN AZ BIR KERE OLUMSUZUNU YAŞAMAYA İHTİYACIMIZ VAR.
Nasıl hasta olmadan sağlığımızın kıymetini anlayabiliriz? Nasıl kötü insandan eziyet görmeden iyi insanı takdir edebiliriz.
Yüce Allah’ın oku emrini pek çok yönüyle görüp okumalıyız. Kötüyü mükemmel okuyamayan asla mükemmel bir ahlaka sahip olamaz.
Hayat baştan sona bir imtihan, her imtihan bir nimet, her nimet cennete ulaştıran bir vesiledir.