DOLAR

45,8961$% 0.43

EURO

53,5076% -0.04

GRAM ALTIN

6.717,48%0,00

ÇEYREK ALTIN

11.085,00%1,59

ONS

4.572,33%1,40

BİST100

13.890,91%0,60

BİTCOİN

3529436฿%0.89233

a
  • Objektif Media
  • Genel
  • İklim Değişikliği ve Çevresel Risklerin Yönetiminde Parametrik Sigortalar Öne Çıkacak
Güncellenme - Mayıs 25, 2026 23:06
Yayınlanma - Mayıs 25, 2026 23:06

İklim Değişikliği ve Çevresel Risklerin Yönetiminde Parametrik Sigortalar Öne Çıkacak

Parametrik sigortalar bu noktada öne çıkıyor. Bu modelde ödeme, klasik hasar tespit sürecinden bağımsız olarak, önceden belirlenen bir tetikleyici gerçekleştiğinde devreye giriyor. Örneğin belirli bir yağış seviyesi, sıcaklık eşiği, kuraklık endeksi veya rüzgâr hızı aşıldığında ödeme yapılabiliyor. Bu yapı, özellikle tarım, enerji, turizm, lojistik ve altyapı yatırımları için hızlı nakit akışı sağlayabilir” dedi.

Türkiye 9-26 Kasım tarihlerinde gerçekleşecek BM İklim Zirvesi COP31’e ev sahipliği yapmaya hazırlanırken, sürdürülebilirlik, iklim değişikliği ve çevresel sorumluluk alanında dünyada önemli gelişmelere de imza atılıyor. İklim değişikliği ve sürdürülebilirlik, kurumsal ve sosyal alanda artık kritik bir noktaya ulaşmış durumda. Araştırmalar da söz konusu risklerin çok ciddi bir boyuta ulaştığını gösteriyor. Swiss Re verilerine göre doğal afet kaynaklı sigortalı kayıplar 2024’te 137 milyar dolar oldu; 2025 için ise bu kayıpların 145 milyar dolara yaklaşabileceği öngörülüyor. Bu tablo, iklim riskinin artık istisnai değil, düzenli yönetilmesi gereken bir finansal risk olduğunu gösteriyor. Türkiye’de de Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları (TSRS) ile sürdürülebilirlik raporlamasının yasal zemine oturması, şirketleri iklim risklerini ölçmeye ve daha şeffaf yönetmeye yönlendiriyor. IBS Sigorta ve Reasürans Brokerliği CEO’su Murat Çiftçi’nin verdiği bilgiye göre; bu süreç sigorta talebini de dönüştürecek. Artık şirketler yalnızca varlıklarını değil; karbon hedeflerini, enerji verimliliği yatırımlarını, tedarik zincirlerini ve itibar risklerini de güvence altına almak isteyecek.

Tarım, enerji, turizm ve altyapı yatırımlarında önemli

Murat Çiftçi, “Türkiye’de sürdürülebilirlik odaklı sigortaların yaygınlaşmasını hızlandıracak en kritik başlık, risklerin daha görünür ve ölçülebilir hale gelmesi olacak. İklim kaynaklı afetler, enerji dönüşümü, karbon düzenlemeleri ve tedarik zinciri baskıları şirketlerin risk algısını değiştiriyor. İklim risklerinin artmasıyla birlikte üç ürün kategorisinin öne çıkacağını düşünüyoruz: parametrik sigortalar, iklim kaynaklı iş durması teminatları ve çevresel sorumluluk çözümleri. Parametrik sigortalar bu noktada öne çıkıyor. Bu modelde ödeme, klasik hasar tespit sürecinden bağımsız olarak, önceden belirlenen bir tetikleyici gerçekleştiğinde devreye giriyor. Örneğin belirli bir yağış seviyesi, sıcaklık eşiği, kuraklık endeksi veya rüzgâr hızı aşıldığında ödeme yapılabiliyor. Bu yapı, özellikle tarım, enerji, turizm, lojistik ve altyapı yatırımları için hızlı nakit akışı sağlayabilir” dedi.

Şirketler de bütüncül çözümlere odaklanıyor

Munich Re, 2024’te doğal afetlerin sigorta piyasası için ağır bir yıl olduğunu ve sigortalı kayıpların 140 milyar dolar seviyesine ulaştığını belirtiyor. Rapora göre hava olayları, özellikle fırtına, sel ve yangınlar hasarlarda belirleyici hale geldi. Kurumsal şirketlerin de artık sürdürülebilirliği yalnızca sosyal sorumluluk başlığı olarak görmediğini belirten Murat Çiftçi, “Bu konu finansmana erişim, yatırımcı ilişkileri, tedarik zinciri yönetimi ve marka itibarıyla doğrudan bağlantılı hale geldi. Bu nedenle sigorta talepleri de değişiyor. Şirketler artık yalnızca fabrika, makine, bina veya araçlarını sigortalamak istemiyor; enerji verimliliği yatırımlarını, yenilenebilir enerji projelerini, karbon azaltım hedeflerini, iklim kaynaklı iş kesintilerini ve çevresel sorumluluklarını da kapsayan daha bütüncül çözümler arıyor. IBS olarak bu dönüşüme klasik poliçe mantığıyla değil, risk danışmanlığı yaklaşımıyla yanıt veriyoruz. Önce şirketin faaliyet alanını, iklim hassasiyetini, tedarik zincirini, enerji kullanımını ve regülasyon yükümlülüklerini analiz ediyoruz. Ardından buna uygun sigorta ve reasürans kapasitesini yapılandırıyoruz” diye konuştu.

Enerji verimliliğine yönelik ürünler öne çıkacak

Murat Çiftçi, yeşil enerji, döngüsel ekonomi ve karbon nötr hedeflerine yönelik çözümler için de şunları söyledi: “Yeşil enerji yatırımları büyüdükçe güneş, rüzgâr, batarya depolama, hidrojen, biyokütle ve enerji verimliliği projelerine özel sigorta çözümleri daha fazla gündeme gelecek. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın güncel verilerine göre Türkiye’nin toplam elektrik kurulu gücü 2026 itibarıyla 125.000 MW seviyesini aşarken, bunun yaklaşık %62’si yenilenebilir kaynaklardan oluşuyor. Güneş ve rüzgâr enerjisinin toplam kurulu güç içindeki payı ise %33 seviyesinin üzerine çıkarak 40.000 MW’ı aşmış durumda. Yalnızca 2025 yılında devreye alınan yaklaşık 8.200 MW’lık yeni kapasite, bu dönüşümün hızını net biçimde ortaya koyuyor. Bu büyüme sigorta tarafında yeni bir uzmanlık alanı ve daha gelişmiş risk yönetimi yaklaşımını zorunlu hale getiriyor. Bu alanda öne çıkacak ürünler arasında yenilenebilir enerji santrali performans teminatları, üretim kaybı sigortaları, batarya yangın riskine özel çözümler, karbon kredisi risklerine yönelik teminatlar ve çevresel sorumluluk poliçeleri bulunuyor. Döngüsel ekonomi tarafında ise geri dönüşüm tesisleri, atık yönetimi, yeniden kullanım ve kaynak verimliliği projeleri için hem yangın hem çevresel sorumluluk hem de iş durması teminatlarının daha özel kurgulanması gerekecek.”

İstisnai olaylar yaygın riskler olarak değerlendiriliyor

İklim kaynaklı afetlerin maliyeti arttıkça reasürans piyasasının da daha seçici, daha veri odaklı ve daha disiplinli bir fiyatlama yaklaşımına geçtiğinin altını çizen Murat Çiftçi, “Eskiden bazı iklim olayları istisnai kabul edilebiliyordu. Bugün ise sel, dolu, fırtına, kuraklık ve yangın gibi riskler birçok bölgede düzenli hasar üreten başlıklar haline geldi. Swiss Re, doğal afet kaynaklı sigortalı kayıpların son yıllarda reel olarak yıllık %5–7 bandında büyüdüğünü belirtiyor. Bu, reasürörlerin risk seçimi, kapasite kullanımı ve fiyatlama disiplinini doğrudan etkiliyor. Bu değişim yeni ürünleri de şekillendiriyor. Reasürans kapasitesine erişmek isteyen şirketlerin artık daha iyi veri sunması, tesis bazlı risk analizlerini güçlendirmesi, önleyici tedbirlerini belgeleyebilmesi ve iklim senaryolarını daha net ortaya koyması gerekiyor. Sigorta piyasasında iyi risk ile zayıf risk arasındaki fiyat farkı daha belirgin hale gelecek” dedi.

Elektrikli araç sigortalarında basitlik ve anlaşılırlık önemli

Murat Çiftçi, bireysel tarafta sürdürülebilirlik temelli sigortalar yaygınlaşması için üç unsurun önemli olduğuna dikkat çekerek, şunları söyledi: “Bunlar ürünün anlaşılır olması, fiyat avantajı sunması ve günlük hayatla doğrudan bağlantı kurması. Elektrikli araç sigortaları bu açıdan iyi bir örnek. Türkiye’de elektrikli otomobil satışları hızla büyüyor. ODMD’nin 2025 verilerine göre elektrikli otomobil satışları 166.665 adede ulaşarak otomobil pazarından %17,8 pay aldı. Bu büyüme yalnızca kasko ürünlerini değil; batarya teminatı, şarj ekipmanı, ev tipi şarj ünitesi, yolda enerji desteği ve ikinci el batarya değerleme gibi yeni ihtiyaçları da gündeme getiriyor. Benzer şekilde yeşil konut sigortaları, enerji verimli bina teminatları, güneş paneli sigortaları ve düşük karbonlu yaşamı teşvik eden ürünler de önümüzdeki dönemde daha fazla konuşulacak. Burada kritik nokta, sürdürülebilirlik kavramını karmaşık bir çerçeveden çıkarıp tüketicinin hayatına dokunan somut faydalara dönüştürmek.”

Yapay zeka ile doğru ve önceden tahmin edilebilirliğe katkı

“Sürdürülebilirlik sigortalarının geleceği veriyle şekillenecek” diyen Murat Çiftçi, şöyle devam etti: “Çünkü iklim riski artık geçmiş hasar verisine bakılarak tek başına fiyatlanabilecek bir risk değil. Geleceğe dönük iklim senaryoları, coğrafi konum, tesis yapısı, enerji kullanımı, tedarik zinciri ve operasyonel dayanıklılık birlikte analiz edilmeli. Yapay zekâ ve iklim modellemeleri burada sigorta sektörüne üç alanda katkı sağlayacak: Birincisi, riskin daha doğru ölçülmesi. İkincisi, kişiye veya kuruma özel fiyatlama yapılabilmesi. Üçüncüsü, hasar oluşmadan önce önleyici uyarı mekanizmalarının kurulması. Örneğin sel riski yüksek bir bölgede bulunan tesis için yalnızca poliçe fiyatı değil; drenaj altyapısı, erken uyarı sistemi, stok konumlandırması ve acil durum planı da değerlendirilmelidir. Bu yaklaşım, sigortayı pasif bir güvence olmaktan çıkarıp aktif bir dayanıklılık ve risk yönetimi aracına dönüştürür.”

Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

0 0 0 0 0 0
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

HIZLI YORUM YAP

0 0 0 0 0 0

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.